Futbolun Yüzü Kızardı..!    Pele'nin hayatı    Hüseyin Göçek dosyası..!    Umut Bulut'un Schalke'ye Attığı Gol    Taci Kalkavan     Can Bravo    Sıla    Haftanın Analizi    Looking for istanbul    Adnan Polat şike soruşturması     Aziz Yıldırım şike soruşturması     Semih Kaya     Galatasaray - Real Madrid     Bilerek kar gördüler    Hikmet Karaman     İzmir Saat Kulesi     Faceden Kaçış Yok    Esaretin Bedeli     Morgon Freeman    Yoksulluk   
efsaneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efsaneler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2012 Pazar

Pelé (1940 - .... )



Futbol sahasında kırılmadık rekor bırakmadı! Sadece O'nu izlemekiçin savaşa ara verildi. Hakem oyundan attığında olay çıkmaması içinmaça geri alındı. Yetenekleriye dünyayı fethetti. "Siyah İnci" Pele'ninçok özel hikayesi.


“Eğer mükemmel kelimesini kullanmak isterseniz, Pele neredeyse okelimenin tam ortasındadır. O, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyioyuncusudur,” sözleri Batı Almanya’nın eski yıldızı ve futbol adamıFranz Beckenbauer’a ait.


“Efsaneler yalnız yürürler, ama başardıkları ile birer masalkahramanı olurlar ve yaptıklarıyla da kalbimize ulaşırlar,” sözleriPele’yi anlatmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri eski DışişleriBakanı Henry Kissinger’a ait. Kissinger’ın sözü ise şu şekilde devamediyor, “Futbolu sevenler için ise Edson Arantes do Nascimento ya dabilindiği adıyla Pele laflarımı tamamlayan bir kahramandır.”


“Pele.” Kısa bir isim ama çok uzun bir anlam içeren Edson Arantesdo Nascimento’nun dünya üzerinde herkes tarafından bilinen adı. İsminnereden geldiğini anlatan yüzlerce hikaye var ama hiçbiri bufenomenliğin boyutunu izah etmeye yetmiyor.


Herşey Brezilya’nın ufak köylerinden birinde başladı, Dico takmaadını taşıyan genç, en çok sevdiği şeyi yani futbolu, mahalledeki herçocuktan daha iyi oynarken! Bir gün diğer çolcuklar O’nu Pele diyeçağırmaya başladılar. O bu “yeni” ve Portekizcede bir anlamı olmayantakma adın nereden geldiğini bilmiyordu ve beğenmedi de. Dico uzun sürediğer çolcuklarla bu konuda kavgalar etti ve bu takma adın kendisineyapılan bir hakaret olabileceğini düşündü ama “Pele” takma adıyapışmıştı bir kere.


Bir atlet olan Pele, Dünya’da da bir anda tanındı. 1958’deinsanlar televizyondan yayınlanan ilk Dünya Kupası’nı izlerken, siyahbeyaz ve çok da iyi göstermeyen ekranlarda 17 yaşındaki sıska çocuğun,birçok tecrübeli isim arasında yaptıklarına şahit olmaya başladılar.Pele çelimsiz yapısıyla herkesin etrafında dairiler çizerken, rakibiters ayakta yere mıhlarken, birbirinden estetik çalımlarla ilerlerkengörüntülendi sayısız defa. O Dünya Kupası’nın sonunda da Pele adı biranda bütün Dünya’ya mıhlandı!


1960 ve 70’lerde, Pele kulübü Santos ve Brezilya Milli Takımı’ylaDünya’yı dolaştı. 22 yıllık futbol kariyerinde 1.281 gol kaydetti. Peleadı öyle bir hal aldı ki dönemin insanları görmeden de hakkındasöylenen herşeye inanmaya başladı. O’nun fanatikleri O nereye giderseO’nunla seyehat etti. O dönemde Pele’nin yarattığı etki ancak MuhammadAli’de görülebiliyordu!


- Nijerya’da sadece O’nun futbolunu izleyebilmek için Biafra ile yapılan savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi.
- İran Şahı sadece 2 dakika konuşabilmek için üç saat Pele’yi havaalanında bekledi.
- 1970’lerde yapılan bir ankette Pele’nin adı Avrupa’nın en çoktanın markaları listesinde sadece Coca Cola’nın arkasında kalarakikinci sırada yer aldı.


Pele’nin yetenekleri ve golleri O’nun sahadaki ateşi oldu. Pele19 Kasım 1969’da 1.000. kez rakip fileleri havalandırırken Brezilya’nıntamamında kutlamalar yapıldı. Ama O bile ertesi gün manşetleripaylaşmak zorunda kaldı, çünkü ne de olsa Amerikalıkların Conrad veBean’i Aya adım atmıştı.


Edson Arantes do Nascimento 23 Ekim 1940’da Dondinho ve DonaCeleste’nin çocukları olarak, oldukça fakir bir bölge olan TresCoracoes kasabasında Brezilya’nın güneydoğusundaki Minas Geraiseyaletinde doğdu. Pele’nin babası yerel ama profesyonel birfutbolcuydu. Ayrıca bir maçta kafasıyla 5 gol attığı da kayıtlarda yeralan bir yetenekti.


Pele ise iyi bir futbolcu olduğunu Bauru Athletic Club’dagöstermeye başladı. Yetenekleri Dünya Kupası’nda oynamış olan eskiyıldızlardan Valdemar de Brito tarafından farkına varıldı. O da bugenci Santos’a ***ürdü. O dönemde Brezilya’nın orta sınıf takımlarındanolan Santos, Pele’li kadrosuyla Brezilya devlerinden biri olmanın neyebenzediğini öğrenmeye başladı. Pele Santos’taki ilk tam sezonunda golkralı olurken rakiplere 32 gol kaydetti. Kısa süre sonra da bu gençadam henüz 17 yaşındayken 1958 Dünya Kupası için Brezilya MilliTakımı’nın kadrosuna alındı.


Pele İsveç’teki turnuvada ilk iki maçı dizindeki sakatlıksebebiyle kaçırdı. Ama kaybettiği zamanı çeyrek finalde maçı kazandırangolü kaydederek telafi etti ve yarı finalde de hat-trick yaptı. Finaldede iki gol kaydeden Pele bir anda kendisini takım arkadaşlarınınomuzlarında bulurken, ülkesinin kazandığı ilk Jules Rimet Kupası’nıhavaya kaldırdı.


Brezilyalı yazar Nelson Rodrigues Pele için “Kral” dedi. GazeteciJoao Luiz de Albuquerque Pele gerçeğini anlatırken, “O tünelin ucundakiışıktı. Bütün fakirler, “Hey bu adam yaptı, başardı, ben debaşarabilirim” dedi. O Brezilya’nın tamamını arkasında sürüklemeyibaşardı” ifadelerini kullandı.


Futbol Kralı’na Avrupa’dan gelen her teklif yeni bir rekordu.Özellikle İtalyan devi Inter’in o dönem kimsenin cesaret dahi edemediğimilyonlarca doları Pele için hazırladığını açıklaması, herkesi “Pelegidecek” diye korkutuyordu. Ama Pele kaldı ve Brezilya Başkanı JanioQuadros da Pele’yi “Ulusal Hazine” olarak ilan etti.


Yeniden yapılanan Santos da Pele ve diğer yeni oyuncularısayesinde hızla yükselişe geçerken, uluslararası arenada “FutbolunHarlemi” takma adıyla anılmaya başladı. Santos’da yapılan ödemelerinyarısı Pele’ye giderken O da Dünya’nın En Çok Kazanan futbolcusu oldu.O dönemde Pele’nin futboldan kazandığı yıllık geliri 150.000 dolarıgeçiyordu.


1960’larda Santos ile harikalar yaratan Pele, 1962 ve 66 DünyaKupaları’nda zor anlar yaşadı. 62’de sakatlıklarla boğuşan PeleMeksika’yı 2-0 yendikleri maçta golünü kaydetti ve bir de assit yaptıama Çekoslovakya maçında uzun mesafeden şut çekerken sakatlandı veturnuvayı da o şekilde tamamladı. Pele’nin yedeği olarak Amarildotakımda kendine yer bulurken Amrildo ve Garrincha’nın performanslarıile Brezilya ikinci kez Dünya Kupası’nın kazanmayı başardı.


Pele 1966 Dünya Kupası’nda yeninden sahne aldı ama Brezilya’nınpeşe peşe üçüncü Dünya Kupası’nı kazanarak beklenmeyeni yapma hayalleriPele’nin sakatlığına takıldı ve Portekiz maçında aldığı darebelerinardından turnuvayı yarım bırakmak zorunda kaldı. Pele ülkesinin 3.Dünya Kupası’nı kazanmasını o sene sağlayamadı ama 3 Dünya Kupası’ndada gol kaydeden ilk isim oldu. Brezilya o sene 3 maçından 2’sinikaybederek halay kırıklığı yaşadı.


Meksika’daki 1970 Dünya Kupası ise Pele ve Brezilya için farklıbir hikaye oldu. Pele’nin yetenekleri zaman zaman sorgulanırken, Pele,“Bir Dünya Kupası’nda da tekme yemeden devam edebilmek istiyorum. Ozaman beni sorgulayabilirsiniz” açıklamasını yaptı.


Pele o turnuvada da tekmeler almaya devam etti ama “FutbolunKralı” 3 haftalık turnuvada, 4 gol kaydetti ve 6 da asist yaptı.Brezilya final maçında İtalya’yı 4-1 yenerken Pele’nin kaydettiği ilkgol ülkesinin Dünya Kupası’ndaki 100. golü oldu.


Bir süre sonra final maçında Pele’yi savunan Tarcisio Burgnichbir açıklama yaptı, “Maçtan önce kendime şunu dedim, “O da bizler gibietten ve kemikten biri” ama yanılmışım.”


Pele üç Dünya Kupası kazanan ilk isim olurken, Brezilya da Jules Rimet Kupası’nın tamamıyle sahibi olmayı başardı.


1974’te “Siyah İnci” lakaplı futbolcu Santos ile son maçınaçıktı. Futbolu bırakmayı planlayan Pele yaptığı kötü bir işanlaşmasından dolayı 1 milyon dolarlık bir borca girdi ve bir süre dahasahada kalmaya karar verdi. Avrupa’nın devleri yine atağa geçtiler amao Kuzey Amerika Ligi’ni tercih etti ve Amerika’ya futbolu sevdirmekadına New York Cosmos’a transfer oldu.


“Pele’nin, Kral’ın Kuzey Amerika’da sadece 1.500 kişiye topoynayan ufak bir takıma gelmesini düşünmek sadece bir hayaldi,” diyenCosmos Müdürü Clive Toye, Pele’nin neden Cosmos’u tercih ettiğiniaçıklamasının sonuna sakladı, “O’na İspanya’ya gitme, İtalya’ya gitme,oralarda sadece şampiyonluk kupası kazanırsın ama buraya gelirsen birülkeyi kazanırsın.”


1975’te Pele 3 yıllığına 2.8 milyon dolarlık bir anlaşma ileCosmos’a transfer oldu. O’nun bu lige gelmesiyle taraftar sayısında 75ile 77 yılları arasında yaklaşık %80’lik bir artış oldu. 1975 (7,597) -1977 (13,584).


1977’de Cosmos’u lig şampiyonluğuna taşıyan Pele son maçını da o sene bir ülkeyi kazanmış olmanın verdiği gururla oynadı.


“Dev” Giants Stadyumu’ndaki kasvetli günde, Pele bir 45 dakikayıCosmos ile diğer 45 dakikayı da Santos formasıyla tamamladı ve songolünü de kaydetti. Brezilya gazetelerinden birinde çıkan manşet,atmosferi açıklamak için fazlasıyla yeterliydi, “Gökyüzü dahi dayanamdıve ağladı.”


Pele profesyonel futboldan emekli olduktan sonra atlet olduğuzamanki enerjisini bu sefer de futbol elçisi olarak kullanmaya başladı.Yayınlara katıldı, köşe yazıları yazdı, Coca Cola, Master Card veViagra’nın projelerinde yer aldı. Hatta 1994’de Brezilya’nın SporBakanı olarak politikaya dahi karıştı.


Pele futbolu bırakalı 30 yıl oldu ama O hala bir ülkeyegittiğinde caddeler tıkanıyor ve sokaklar “Kral” için yeterli olmuyor,ya da katıldığı bir yayın istisnasız bir şekilde rayting rekorlarınıkrıyor.


Bir gazeteci bir gün Pele’ye sordu, “Tanrı mı daha çoktanınıyor?” Pele kısa bir cevap verdi, “Dünya’nın bazı bölgelerindeTanrı bilinmiyor.”


Pele ile ilgili Kısa ve Öz
- Pele 1956’da 15 yaşındayken ilk kontratını Santos ile imzaladı. Aylık 10 dolara...
- Pele ilk kazandığı parayla annesine gazla çalışan bir fırınaldı, annesi Pele’ye çok teşekkür etti ama herkese bu fırınıkullanamadıklarını bir sır olarak saklamalarını söyledi. Çünkübulundukları bölgeye gaz hizmeti çok sonraları gelecekti.
- 1959’da Pele kendi rekorunu kırarak bir sezonda 129 gol kaydetti.
- 5 Mart 1961’de Pele “Gollerin Golü’nü” kaydetti, topu kendiceza sahasında alan “Siyan İnci” bütün Fluminense takımını tek tekçalımladı ve hiç pas vermeden girdiği Flumimnense ceza sahasında golünüde kaydetti. Bu golün ardından yapılan özel plaket Pele’yionurlandırmak amacıyla Rio de Janeiro’daki tarihi Maracana Stadyumu’nungirişine asıldı.
- Pele, Santos’u iki kez 1962 ve 63’te FIFA Kıtalararası KulüplerŞampiyonası’na taşıdı. 1962’deki finalde Portekiz ekibi Benfica’yı 5-2yenen Santos’ta Pele hat-trick yaptı.
- 1969’da Kolombiya’da yapılan maçta Pele hakemle girdiğitartışmanın ardından oyundan atıldı. Ancak Pele oyuna hemen geri alındıçünkü polis olayların çıkmasından korkmuştu.
- Pele 6 kez bir maçta 5’er gol kaydetti. 30 maçta da 4’er gol kaydeden “Siyah İnci” tam 92 maçta da hat-trick yaptı.
- 1994-98 yıllarında Brezilya Spor Bakanlığı’ni üstlenen Pele,Pele Kuralı’nı hayata geçirmeye çalıştı ve Brezilyalı oyuncularınhaklarını koruyan bu yasa 2001’de yürürlüğe girdi.
- Amatör bir müsizyen olan Pele, gitar çalıyor ve kendi yaptığı müzikleri kaydediyor.
- 1999’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi, hiçbir Olimpiyat’ta yer almamış olmasına rağmen Pele’yi “Yüzyılın Atleti” seçti.
- Fransa’nın ünlü spor dergidi L'Equipe de Pele’yi “Yüzyılın Sporadamı” seçti.
- 1966’da Pele, Rose Cholby ile evlendi, ikili 1978’de boşandı, üç çocukları bulunuyor.
- Pele'nin çocuklarından Edinho babasının ayak izlerini takipetti ve Santos’da profesyonel olarak futbol oynadı ama tek bir farkla,Edinho kaleciydi.
- Pele 1994’te yeniden evlendi ve eşi Assiria Seixas Lemeos ilebirlikte Joshua adından erkek ve Celeste adında kız ikizleri oldu.
- Pele’nin evlilik dışında da iki kızı bulunuyor.
alıntıdır
Videolar









Pele mi? Maradona mı? 



1
2
3
4
5
6
7
8
9
10

24 Şubat 2012 Cuma

Beckham anlatıyor: Eric Cantona..!


Kendisine gelmiş geçmiş en büyük Fransız futbolcunun Zidane mı yoksa Platini mi olduğu sorulduğunda "hayır benim" diyerek cevap vermiştir..! 


Her iyi takımın güçlü bir lidere ihtiyacı vardır.Geçmişte United'ın lideri Bryan Robson'dı.Kısa zaman öncesine kadar Roy Keane vardı. Ama o sezon bizi hizaya sokan adam, ekim ayının başlarına kadar henüz takıma katılmamıştı.Önceki sezon Leeds'de oynarken şampiyon olan Eric Cantona ile 1992 kasımında sözleşme imzalanmıştı. Leeds'deyken onun bir kaç maçını izlemiştim ve iyi bir oyuncu olduğunu biliyordum ama O, Old Trafford'a geldikten sonra farklı bir şeyler olmaya başladı.Çok kısa bir zaman içinde Eric hepimizin idolü haline geldi.Sanki çevresinde bir aura vardı:O ne zaman bir odaya girse odadaki her şey dururdu.Varlığının bir ağırlığı vardı. Ve bu ağırlığı zamanla bütün Manchester United oyuncularının taşıdığı bir özellik haline getirdi.

Birlikte oynadığımız ve antrenman yaptığımız onca zaman boyunca Eric'le bir kez olsun futbol konuştuğumu hatırlamıyorum.Dürüst olmak gerekirse, oradan buradan konuştuğumuz bir kaç kelimenin haricinde onunla herhangi bir şey hakkında sohbet etmedik.Çok kişinin de onunla etraflıca konuştuğunu sanmıyorum; özel hayatını kendine saklardı.

Maçlardan ve antrenmanlardan sonra hemen ortadan kaybolurdu.Onun kendine ait bir özel hayatı olduğunu ve işlerini kendine has bir biçimde halletiğini kabul etmiştik.Küçük Vauxhall Nova arabasını kullanarak antrenmana gelir ve kapıya tutunarak direksiyona yapışmış olan 1.93 boyundaki vücudunu dışarı çekerdi.işini yapar ve sonra antrenman sona erince de arabasına zorlukla girer ve giderdi.Yalnızca bende ve diğer oyuncularda değil, bütün kulupte yarattığı etki müthişti.Onunla konuşmazdık ama kendi aramızda sürekli onun hakkında konuşurduk.


Eric benim gözümde kusursuzdu.Ve sanırım patron(Ferguson) da biraz ondan çekiniyordu.Bir gece Batman filminin galasına gitmiştik.Bütün kulüp davetliydi ve bu nedenle hepimizin siyah kravat takması gerekiyordu.Eric galaya beyaz bir takım elbise giymiş ve ayağına da parlak kırmızı Nike ayakkabılarını geçirmiş olarak geldi.Kıyafet seçimlerim nedeniyle patronun kulaklarımı çektiği çocukluk günlerim aklıma geldikçe kendime gülüyorum.

Kendisine geri kalanlarımızdan farklı davrandığı için ona hiç darılmadık.Eric özeldi, o bizden farklıydı.Bunu patron ve bütün oyuncular da biliyordu.İnsanlar pek bunu denemeye kalkmıyorlardı ama denediklerinde de Eric derslerini veriyordu.

Bir gece maçtan sonra bir "takım buluşması" ayarlamıştık.Arkadaşlarla birlikte dışarıda takılacağımız ama çağrılan herkesin de gelmesi gereken bir buluşmaydı.Saat 18:45'te Manchester'da Four Seasons adlı bir yerde buluşup oradan hareket edecektik.Saat 19:00 olduğunda Eric hariç herkes oradaydı.Sonunda Eric geldi ve Giggsy eliyle saati gösterdi.

"Saat yedi oldu, Eric"

Ryan antrenmana geç kaldığımızda bize saati hatırlatan patron gibi konuşmaya çalışmıştı. Eric yanıt verdi:

"Altı kırk beş."

Giggsy saatine baktı ama o daha bir şey söylemeye fırsat bulamadan Eric ceketinin kolunu sıyırıp hepimizin o zamana kadar gördüğü en güzel Rolex saati göstererek sırıttı:

"Altı kırk beş"

Tartışma bitmişti. Nasıl olur da o saat ya da saati koluna takan adam zamanı şaşırabilirdi ki?


Eric'i özellikle antrenman yaparken seyretmek bir futbol dersi izlemek gibiydi. Her gün antrenmandan sonra Cliff'teki bir sahada kendi başına bir antrenman daha yapardı.Serbest vuruşlar kullanır ve tam beklediğimiz gibi dönüşlerini ve kendisine ait diğer numaraları çalışırdı.Ama çoğunlukla en basit şeyleri çalışırdı. Topu olabildiğince yükseğe diker ve sonra kontrol etmeye çalışırdı.Topu önce sağ ayağıyla sonra sol ayağıyla duvardan sektirirdi.Eric Avrupa'nın en iyi oyuncularından biriydi ama benim Chase Lane Parkında babamla yaptığım çalışmaların aynısını yapıyordu.

..Patron bize Eric'in 1994 Kupa Finali'nden öncesiyle ilgili hikayesini anlatırdı.Patron onu otelin hemen dışında kendi kendine çalışırken görmüş.Ve Eric'in kendisi için başka herkesin koyabileceğinden yüksek standartlar koyan bir oyuncu olduğunu anlamış.O, Patron da dahil olmak üzere hepimiz için bir örnekti.

..United formasını giydiği andan itibaren yaptıkları muhteşemdi.United'ın 1992-93 sezonunda şampiyon olmasının anahtarı 3 ay gecikmeli de olsa Eric'in takıma katılmasıydı.Böylece kulubün onca yıllık bekleyişine bir son vermişti.Bir sonraki sezon da kupayı yeniden kazanmamıza büyük katkısı oldu.

O iki sezon boyunca ben as takımda oynamamıştım ama nihayet Eric'le birlikte oynadığımız zaman bütün bu başarının ardındaki ateşleyicinin o olduğunu anladım.Takıma o liderlik yapıyordu.Geri kalanlarımız onu takip ediyorduk.Bu nadir rastlanılan bir özellik: Bize ya da başka herhangi birine bir şey söylemesi gerekmeyen, doğuştan bir kaptan.Eric'in takıma liderlik yaptığını duymanıza gerek yoktu.Onu sahada formasının yakasını kaldırmış ve dünyaya meydan okur bir halde görmeniz yeterdi.

İnsanlar Eric hakkında konuşurlarken, hep onun kariyeri boyunca oynadığı takımlardan gönderilmesine ya da daha kötü olaylara değiniyorlar.Benim gördüğüm kadarıyla ise bütün büyük oyuncuların karakterleri ve oyunları sivridir.Bu sivrilik onları sıradanlıktan çıkarır.Ve kariyeriniz boyunca da böyle bir karaktere sahip olursanız er geç yetkililerle sorun yaşarsınız..

Onunla birlikte futbol oynadım ve onunla ilişkim bu kadardı.Soyunma odasına ve takıma getirdiklerine bir baktığımda yeteneğini, tutkusunu ve adanmışlığını görüyorum.Geri kalanların benim için bir önemi yok.Oyununu oynadı ve hayatını bildiği gibi yaşadı.Ve böyle yaparak bizim için de yaptıklarını özel bir hale getirdi.Nasıl Eric Cantona ya da yaptıkları hakkında kötü bir şey düşünebilirim ki?

David Beckham ona çok şey borçludur,Manchester United ise daha da fazla.


Eric'in kalabalığın içerisinde daldığı 1995 yılındaki o gece ben de Selhurst Park'taydım.Yedek kulübesinde değil, maçı birlikte seyrettiğim bir kaç arkadaşımla birlikte tribünlerdeydim.Crystal Palace'la yapılan maçtan çok, çıkan olayları hatırlıyorum.

Eric, Richard Shaw'a faul yaparak kırmızı kart görmüştü ve o taç çizgisinin yanı sıra yürürken kalabalığın içindeki bir adam diğer seyircileri ite kaka en ön sıraya kadar inmiş,avazı çıktığı kadar bağırarak onu tahrik etmişti.Bir anda Eric'i kalabalığın içine dalmış, tekme ve yumruklarını sallarken gördüm.Bütün olay bir kaç saniye içerisinde olup bitmişti ve Eric hızla soyunma odasına götürülüyordu.Sanırım gösterdiği içgüdüsel bir tepkiydi, doğal bir şeydi.Yolda yürürken o şekilde tahrik edilen herkes aynı şeyi yapardı.Spot ışıkları altındaki profesyonel bir oyuncu olması, Eric'in diğer insanlar gibi bir tepki vermesini engellemedi. Eric'in yaptığının doğru olduğunu söylemiyorum ama şunu göz önünde bulundurmak zorundasınız: Aynı koşullarda bir adam başka bir adama o şekilde bağırıyor olsaydı, sorun çıkmaması sürpriz olurdu.

...Aldığı ceza nedeniyle Eric Cantona sekiz ay boyunca futbol oynayamadı. O sezon hiçbir kupa kazanamadık. Eric'in yokluğunun takımı nasıl etkilediğini anlamak zor olmasa gerek.(syf 71)





..Her sabah Eric Cantona ile antrenmana çıkacağım için heyecan duyuyordum. 1995-96 onunla iyi bir başlangıç yapmıştık ama bundan da öte kaptanın hem kulübe hem de takıma dönmüş olması önemli bir fark yaratıyordu.Diğer oyuncular da aynısını yaparlar mıydı bilmem ama eğer Eric soyunma odasındaysa ne yaptığına bakmak ve maça nasıl hazırlandığını görmek için onu seyrederdim.Eğer o oradaysa etrafta olup bitenlerin farkına bile varmazdım.Kendimi bildim bileli Manchester United taraftarıydım, hala da öyleyim. Küçük bir çocukken soyunma odasına ilk kez gitme şansını yakaladığım zaman, Bryan Robson oturduğu yeri sormuş ve gidip oraya oturmuştum.Eric'le de durum aynıydı ve maçlara hazırlanırken onunla yan yana oturmama ve öğleden sonraki maçta onunla birlikte oynayacak olmama rağmen bu duyguyu yenemiyordum.

..takım ucuşa geçtiğinde Eric Cantona genellikle takımı ateşleyen kişi olurdu ama onun asıl etkisini gösterdiği maçlar özellikle zor maçlardı.Yılbaşından sonra arka arkaya bir dizi maçı 1-0 kazandık.United taraftarlarının golü kimin attığına bakmaya gerek yoktu, golü atan hep Eric Cantona olurdu...(arkasından hangi önemli ve dönüm noktası olan bir dizi maçta attığı golleri sıralıyor)

..10 numaralı formanın bir tarihi olmasıdır. Ama Tedd Sheringham bize transfer olduğu zaman, ben Malta'da tatildeyken Patronun bana telefon açıp formayı Teddy'e vereceğini söylediğini hatırlıyorum.Açıklama yok, başka bir seçenek yok, tartışma yok. O zamanlar Gary Neville'e şöyle demiştim:

"Bunu niye yaptı? Bunun için niye bana telefon etti? Tatilimi mahvetmek mi istedi?"

yıkılmıştım..Neyi yanlış yaptığımı bulmaya çalışıyordum.Sonra, sezon öncesi kampı için bir araya geldiğimizde bana 7 numaralı formayı ayırdığını gördüm. Patron bana Eric Cantona'nın formasını vermişti. O Şerefin bende yarattığı şokla olduğum yerde donakalmıştım.



Cantona vs sunderland 1996 - Futbol tarihinin en karizmatik gol sevinci bu golden sonra yaşanmıştır


Taraftara attığı tekmeden, yaptığı inanılmaz gol vuruşlarına kadar her davranışının yüzde yüz duygu ve inanç dolu olması onu "eric the king" yapmış ve adı karizmayla hep beraber anılmıştır.


Cantona'nın Crystal Palace maçında attığı unutulmaz uçan tekme..!


Resmi maçlarda kullandığı 17 penaltının 16'sınıda kaleciyi ters köşeye yatırmış ve tüm penaltıları gole çevirmiştir. Sadece hazırlık maçında kullandığı bir penaltıyı dışarıya yollamıştır. işte o kaçırdığı tek penaltı